 |
.:: Kaçkarlar ve Altıparmak ::. 10 Temmuz 2008 Bu sefer bambaşkaydı...
Tıpkı geçen seferkiler gibi...
Bu sefer kaybettiklerimizi bulacaktık yollarda...Bir görünecek, bir yitecektik, biz, anılarımız, gece boyunca, yol boyunca...
Ya sıkı sıkıya tutunmayı seçerdik, eskimiş, muğlak sıfatlarımıza, korkuyla; ya da nehir olur akardık, fırtına gibi, elevit gibi..
Biz nehirdik, kendi fısıltımızla konuşacağız...
Kaçkarlar başlı başına bir olaydır bizim için. Kesinlikle diğer etkinliklerden çok daha özeldir. Hepimiz için farklı anlamlar taşır. Her yıl aylar öncesinden planlar yapılır; nereye gidilecek, ne kadar kalınacak, hangi malzemeler götürülecek, nerelerde muhlama yenecek, hangi zirve defterine ne yazılacak defalarca tartışılır.
Bu yaz yapacağımız Kaçkarlar faaliyetinin ayrı bir önemi vardı: Artık birer mezun DSK'lıydık ve bir yıllık ÖSS molasından sonra dağlara geri dönmek olacaktı bizim için.
Kendi aramızda planlar yapmaya başlamıştık ki Savaş hocanın artık bizim kendi başımıza bir faaliyet yapabileceğimizi söyleyip bize rota belirlemeye koyulmasıyla bir heyecan kapladı içimizi. Acaba siste kaybolmadan hedeflerimize varabilecek, ayılardan, köpeklerden ve özellikle de kenelerden korunabilecek, sağ salim kulübemize dönebilecek miydik? Çok düşündük taşındık, biber gazıyla ayıyı, kene kovucularla keneyi savuşturabileceğimize ve soksa bile özel aletlerle çıkarabileceğimize kanaat getirdikten ve Savaş hocanın rotayı defalarca haritalarla tarif edip beynimize kazımasından sonra artık hazırdık. Aramızda dağda tartışma çıkmaması ve rahatça karar alınabilmesi için bir lidere bir de pusulacıya ihtiyacımız vardı. Taner yarışmacı ruhu ve 23 kg kapasitesi ile lider olurken ben de hocanın yanında pişmiş bir yön belirleyici olarak pusulacı atandım. Daimi firmamız Lüks Karadeniz'den otobüs biletlerimizi de ayarladıktan sonra artık Kaçkarlar 2008'e hazırdık..
Bu sefer çok erken çıktık yola; daha sezon açılmamışken, yaylacılar çıkmamışken, ayılar uyku sersemiyken.. Nice'nin yaz boyu hazırlanması gereken güzel sanatlar sınavları vardı, elimizi çabuk tutmalıydık.
Ya onay verecekti dağlar,sessiz geçen kervanımıza ya da kaş çatacaklardı duman duman. Çatmadılar, geçtik biz de... Hiç durmadık, hep geçtik... Ya yolcu olacaktık, geçen, ya da patikanın kendisi, ısrarlı, duran.
Biz yolcuyduk, sona hiç varamayacağız...
Bu sefer kuvvetimizi, sonuna dayanan takatimizi yenileyecekti yorulmalar...
İçinden bir yerden açılmış, durmadan genişleyen bir delikten giren soğukla üşüyen ruhumuzu ısıtmayı vaat ediyordu ab-ı hayat akan nehirler...
Dilimizin ucunda bir yerlerde dolanmış, uzun vakittir kayıp kalmış kelimeleri geri çağırmayı vaat ediyordu kaçkar. Taşların, yosunların, gizli kalmış göllerin huzurunu anlatabileceğini söylemişti kaçkar. Bir masal, çocuk merakları için...
Biz çocuktuk, hep öyle kalacağız...
Mezuniyet balosunu atlattıktan iki gün sonra, 27 Haziran'da çıktık altı kişi olarak 18 saatlik yolculuğumuza... Pazar'da biricik çobanımız Çoban Ahmet'le buluştuktan sonra ilk durağımız hocanın Çamlıhemşin'deki köyü Çinçiva'daki kulübemizdi. Burada Ece'yi ve fazla eşyalarımızı bırakıp vakit kaybetmeden koyulduk yola, ilk durağımız Elevit'e...
Yolda dinlediğimiz Elevit türküleriyle ve bizi zıplata zıplata bulamaç haline getiren bozuk yollarla kendimizden geçerek vardığımız köyün hemen dışına kampımızı attık ve ilk iş köye inip muhlama yedik! Her gelişimizde biraz daha profesyonelleşiyor, her yemek fırsatını değerlendirmeyi başarıyoruz..
Yol yorgunluğunun etkisiyle erkenden sızdık ama aklımıza Nice'nin doğum günü olduğu geldiğinde Sumru'nun ne yapıp edip getirdiği pastamsı yiyecekle (nasıldı hatırlamıyorum, galiba Nice şeklinde birşeydi) mütevazı bir kutlamayı da ihmal etmedik yıldızların altında..
29 Haziran'da rotamız Haçıvanak'tı. 2006'daki gelişimizden beri sayıkladığımız enfes sofrayı tekrar tatma şansımız vardı. Gelin görün ki dört saat yürüyüp vardığımız yaylada kimsecikler yoktu.
Arkamızdan gelen eşekli adamdan önce davranarak yaylaya ilk çıkan biz olmuştuk. Sonradan öğrendiğimize göre bizim Malike teyze öldükten sonra kızı pek çıkmamaya, onlarla beraber gelen diğer aile de gelmemeye başlamış, terk edilmiş bir köy durumuna gelmiş. Biz bu kadar bakir, doğaya uyumlu bu yaylada bir evimiz olsun hayalleri kurarken herkesin kaderine terk etmiş olması üzücü doğrusu..
Kısa bir öğle yemeği molasından sonra Yıldızlı göle doğru tırmanmaya koyulmuştuk ki sis geldi. Neyse ki kaç su geçeceğimizi iyi öğrenmemiz ve önceden pusulayla açı almamız sayesinde zorlanmadan 2680 mt. yükseklikteki göle vardık. Gece 02:30 sularında gök gürültüsüyle birlikte korkulu rüyamız yağmur başladı. Önceki sene Altıparmaklar'da 2 gün çadırda mahsur kalmış, hala da yağmur dinmeyince etkinliği iptal edip geri dönmeye, daha az yağışlı güney tarafa geçmeye karar vermiştik. Yolda ıslaklık kelimesinin ne demek olduğunu hep beraber öğrenmiştik.
Biz gece boyu yarı tedirgin uyuklarken Savaş hoca, Ahmet abi ve Ece de Altıparmak tarafına keşfe gitmişti. Asıl fırtınaya onlar yakalanmış.
Ertesi sabah boyu "Güneş topla benim için" söylememiz, garip güneş duaları ve dansları yapmamızın etkisini pek göremesek de yağmur hafifler gibi olmuştu ve 5 dakika içinde yola çıkmaya karar verdik. Apar topar çadırları toplayıp hedefimizdeki Başyayla'ya doğru tırmanmaya geçtik.
Çapuk aşıtındaki dik kar kütlesiyle biraz cebelleştikten sonra gene sisten pek birşey göremeyerek taşlığa girdik. Meğer biraz daha sağdan veya soldan gitsek olurmuş, tam ortadaki kaba taşlığa düşmüşüz. Boyumuz kadar yosunlu kaygan taşlarla zor anlar yaşamamıza rağmen neyse ki 1 saatlik bir kayıpla yaylaya varabildik. Yaylanın girişinde Sumru'dan beklediğimiz düşme yine gerçekleşti, Sumru çamura bulandı.
Neyse ki Başyayla'da karşımıza çok yardımsever insanlar çıktı ve bizi evlerine davet ettiler, ıslak giysilerimizi kurutup yemek hazırlamaya giriştiler. Emrullah öğretmen ve karısı Leyla'yla çok güzel sohbet ettikten sonra yemeğimizi yemek için utana sıkıla Yüksel teyzenin evine gittik. Sıcacık yayla çorbasından sonra Yüksel teyze bize "biz buralarda yöresel bir yemek yaparuz muhlama diye, biliy misinuz?" dediği anda beşimizden kopan tezahuratı herhalde Savaş hoca kilometrelerce öteden duymuştur. Yemeğimizi yemiş çaylarımızı içerken aramızda bir tartışma başlamıştı bile. Bir kısmımız yola devam etmemiz ve çadırda kalmamız gerektiğini savunurken bir kısmımız da bu geceyi bu sıcak yuvada geçirmemiz uğruna o andan itibaren dağcılığı bıraktığını duyurdu.
Yüksel teyzenin sıcak ısrarlarına dayanamayıp kalmayı kabul ettik. Bunun üzerine Nice'yle Sumru süt sağmaya gittiler ve Yüksel teyze de bize peynir yapmayı öğretti. Geceyi birçok yöresel türkü öğrenerek geçirdikten sonra sabah da kahvaltıya kalma yüzsüzlüğüyle Yüksel teyzeye çok zahmet verdik.
1 Temmuz sabahı tekrar yola koyulduk, bu seferki rotamız Tatos gölü... Güneş çıktığı için keyif yapa yapa Kale'ye vardık. Burada Ahmet abiye telefon açtık, bizi ertesi gün 13:00'de alacaktı...
Çok oyalanmadan Tatos vadisine girdik ve 3 saatte mendereslere gelmiştik ki her öğleden sonra olduğu gibi sis geldi. Buradan yukarı, göle çıkan yollarda önümüzü görememenin etkisiyle karışıklıklar yaşadık. Saat 17:00 olmuştu. Gölü bulamamanın sinir bozukluğu ve yorgunluk yüzünden daha fazla zorlamamaya karar vererek uygun bir düzlüğe kampımızı attık. O kadar yoğun bir sis vardı ki arkadan fener ışığı vurunca havada gölgemiz oluşuyordu. Gece de şişe çevirmeceyi rolleri değişerek oynamamızla herkesin kirli çamaşırları gözler önüne serildi.
Ertesi sabah uyandığımızda hava açmıştı, biz de gölü bulma hevesiyle kahvaltı bile etmeden tartışmaya girdik. Taner'le Canberk bir yeri, Sumru'yla ben başka yeri iddia ediyorduk ki madem iddia ediyoruz bari iddiaya girelim dedik. Dağda insanın canı ulaşamadığı basit şeyler çekiyor, Canberk'ler de iddiayı kazanırlarsa onlara süt almamızı istedi. Aksi takdirde biz onlara ilk gördüğümüz inekten süt sağdıracaktık. Sumru Canberk ve ben bir koşu bizim gösterdiğimiz yere gittik ve yamacı aştığımızda karşımıza çıkan manzara adeta bize iddiayı unutturdu. Tamamen buz kaplı Tatos gölü tüm ihtişamıyla oradaydı.. (2910 mt.) Önceki gece bulsaymışız etrafında kamp kuracak uygun yer yoktu, isabet olmuş. Buz parçalarıyla eğlendikten ve bol bol fotoğraf çektikten sonra Taner'le Nice'ye gölü bulamadığımızı söylemeye karar vererek geri dönüşe geçtik. Yolda taze ayı izine rastlayınca bizi farketmeyip bir anda karşımıza çıkar, ürküp saldırır diye biraz bağırıp çağırdık. Taner ileriden yanıt verdi..
Ahmet abiyi bekletmeme düşüncesiyle hızla Kale'ye doğru geri dönüşe geçtik. Baktık çok hızlı dönüyoruz yolda durup otobüsçülük oynadık. 12:50'de Kale'ye inmiş Ahmet abiyi beklemeye başlamıştık. Başyayla'nın aksine o kadar itici bir yer ki, "Dışarıda kalmayın çocuklar pansiyonumuz var" gelip geçenler. Birkaç saat bekledik Ahmet abi gelmeyince geceyi geçireceğimiz bir otlak bulduk çadırları kurduk ki Türkçe konuşan deli geldi, otun kilosunun 500 ytl olduğunu, iki çadır arası hariç dolaşmamamız gerektiğini "oğlum ben Türkçe konuşuyorum" diye diye tembihledi. Sonrasında sinirimiz iyice bozuldu ve tam çadırları toplayıp başka yer aramaya koyulacakken Ahmet abinin minibüsü göründü. İşleri gecikmiş bu yüzden bizden özür diledi ve affettirmek için dönüş yolunda bize muhlama ısmarladı, biz de yumuşadık tabii. Dağdaki ilk 5 günlük yalnız etkinliğimiz böylece başarıyla, tam istediğimiz şekilde tamamlanmış oldu.
20:00'da Çinçiva'daki kulübemize dönmüş, hocaların maceralarını dinlemeye ve kendi yaşadıklarımızı anlatmaya koyulmuştuk. Tatos gölü hakkındaki kısma gelip biz gölü bulduğumuzu anlatmaya başlayınca Taner'le Nice'nin yüz ifadesi görülmeye değerdi. Nasıl olup da bu kadar rahat yalan söylediğimizi düşünüyorlardı ki fotoğrafları çıkarıp buzlu gölü gösterince Taner'in bütün hayalleri yıkıldı. İneği sağmayı düşündükçe gözleri karardı..
Biz bunları yaşarken hocalar keşif için gittikleri Altıparmaklar'da yağmur yüzünden pek birşey keşfedemeden geri dönmeye karar vermişler ancak heyelan olmuş ve yola büyük taşlar düştüğü için araba geçememiş, mahsur kalmışlar. Jandarmaya haber verilmiş, 3 saat sonra dozer gelmiş yolu açmış da dönebilmişler.
3 Temmuz olmuştu ve artık sınavları yüzünden erken dönüp çalışması gereken Nice için bu seneki Kaçkarlar'ın bittiği demekti. Sumru da onunla beraber dönmeyi düşünüyordu. Sabah Çamlıhemşin'e gidip kahvaltımızı yaptıktan sonra Nice'yle Sumru'yu uğurladık. Yeterince iyi uğurlayamamış olacağız ki bir süre sonra Sumru geri döndü, etkinliğin devamına katılmaya karar verdi. Ertesi sabah yeni bir etkinlik başlıyordu bizim için, bu sefer Ece'yle Savaş hoca da olarak zirve deneyecektik.
4 Temmuz sabahı Ahmet abi erkenden aldı bizi, Ayder üzerinden Avisor yaylasına çıktık. Avisor'lu Sadık abiyi rehberimiz atadıktan sonra yürüyüş başladı. Buradan sonrası geçen sene geçtiğimiz rota, Dargovit aşıtı ve arka tarafta yılın bu zamanında şehirde insanlar kavrulurken bizim ayaklarımızın altında acaip bir kar... Kaygan ve dik yokuşlarda biraz zorlanarak, geniş kar düzlüklerinde ayak izlerimizi bırakarak vardığımız Dadala pansiyonun arka tarafında kampımızı attık. Akşam üzeri olmuştu ve her zamanki gibi açtık. Ne yesek ne yesek derken aklımıza muhlama geldiği gibi pansiyona koşturduk. Soba başında kara lahana ve muhlamamızı yedikten sonra çadırda artık klasiğimiz olan mısır patlatma işine giriştik. Her gün olduğu gibi yine sis çöktü, Altıparmak zirvesi tüm kızıllığıyla gün batımında sislerin arasından bize selam durarak "hoşgeldiniz" dedi. Ertesi sabah zirve günü...
5'inde erkenden uyandık, bir güzel kahvaltımızı yaptık. Hemen yanıbaşımızdaki ihtişamlı zirveye çıkabilme heyecanı sardı hepimizi. Geçen sene buraya kadar gelmiş, zirve denemesine girişmiş, ancak hem kalabalık olmamız hem de rehberlik eden Sadık abinin olmayışından dolayı gerçekleştirememiştik. Kara girdiğimiz gibi buz pateni yapmaya başladık. Sabah saati kar buza dönmüştü ve önümüzde dimdik bir karlı yamaç vardı. Neyse ki yanımızda getirdiğimiz kramponlar hayatımızı kurtardı ve güle oynaya o yokuşu çıkabilince hayran kaldık bu metal çivi parçalarına...
Güney batı tarafından zirvelerden önceki son düzlüğe varmıştık ki önümüzdeki dimdik kaya kütlelerinin hangisinin gerçek zirve olduğundan emin olamadık. Her açıdan farklı görünüp yanıltan zirveler yüzünden daha artistik görünene çıkmaya karar verdik. III+ kaya tırmanışı ve dik kar parkurlarından geçerek zirveye ulaştık. 3330 metrede KALDSK bayrağını dalgalandırdık, hemen altımızdaki karların eriyip nerelerden geçerek Fırtına deresini oluşturup denize döküldüğünü izledik. Ana zirve olmasa da zorlu bir zirve yapmış olmanın mutluluğuyla inişe geçmiştik ki Savaş hoca keşif yapmak üzere Canberk ve Taner'le öteki zirvenin oraya gitmeye karar verdi. 1,5 saat sonra geri döndüklerinde ana zirveye çıkmış (3492m.), zirve defterine yazmış olduklarını öğrendik. Ne yazık ki fotoğraf makinası, DSK bayrağı ve altimetre bende kaldığı için biz zirveye çıkmayanlar cep telefonu çekimiyle idare etmek zorunda kaldık.
Asıl zorlu kısım şimdi başlıyordu. Nasıl ineceğiz psikolojisi kötü birşey. Çok büyük bir zorluk yoktu ama kestirme inelim kardan yardırırız dememiz hepimiz için çok kolay olmadı. Gün boyu güneşte kalmış karlar su gibiydi ve kazmayla krampon pek işe yaramıyordu. Neyse ki bir sakatlık olmadan yavaş yavaş inmeyi becerdik. Eğim azalmaya başlayınca keyif almaya da başladık ve son yüz metreyi kontrollü kayarak tamamladık. Kampa vardığımızda güneş batıyordu. Tırmanış bütün gün sürmüştü ama zirve sarhoşu yorgunluğumuzu hissetmiyorduk. Ve önemli bir ayrıntı da geldiğimiz günden beri ilk defa sis gelmemiş olması, bunun da şansımıza zirve gününe denk gelmiş olmasıydı.
Ertesi gün artık kampı toplama vakti gelmişti, sabah eriyen karla kafamızı koparırcasına soğuk bir kafa yıkamadan ve kickbox'tan sonra artık dönüşe geçtik. Yerde kar, bir yandan yağmur çiseliyor, aynı anda üzerimize güneş vuruyor. Değişik bir duygu..
Bir Kaçkar etkinliğinin daha sonuna gelmiştik, kalan günler kulübe keyfiydi artık. Akşamüzeri kulübemize döndük, azgın Fırtına deresinde eğlendikten sonra şarkılar türküler eşliğinde son gecemizi geçirdik.
Azdı sayımız, bu yolculukta. Yaşlanmışlığımız çoğalmıştı yalnız.
Yorgunluklarımızı, üst üste, biriktire biriktire getirmiştik kaçkara, kimimiz yağmur altında boğmaya, kimimiz soba ateşinde yakmaya...
Yalnız kalmış, tenha kalmış içlerle gittik ve kaçkar kalabalıklaşacak ruhlar vaat ediyordu bize...
Tıpkı, büyüyen bir aile gibi, büyüyen ruhlar.
Biz aileydik, evimizdir kaçkar...
Bu sefer bambaşkaydı ,beraber bütün "sefer"lerin olacağı gibi..
Yazı: Barış Seber, Nice Uysal
Fotoğraflar: Barış Seber, Asya Ece Uzmay, Nice Uysal  KALDSK Altıparmak zirvesinde |  Ahmet abinin bizi almasıyla yolculuk başladı |  dağa çıkmadan son bir horon teptik |  elevit sisliydi | 
|  elevit görünmeye başladı |  kaçkarın sürprizleri |  ilk gece |  elevitun deresi iki tarafli akar.. |  haçıvanak bekler bizi |  ayrılırken elevit bize şahane doğasından kareler sundu |  elevit deresinden geçerken |  yine yeniden beşimiz kaçkarlardayız |  kaçkar'ın olmazsa olmazları |  haçıvanak sezonunu biz açtık | 
|  o sırada hocalar altıparmakta |  erken gitmenin farkı fazla kar |  yağmurun ardından heyelan yolu kapatmış | 
|  başyaylaya sevgilerle.. |  başyayladan ayrılırken |  rotamız kale |  kale yaylası ve tatos vadisi |  tatos kampımız |  muhteşem doğasıyla tatos |  buz kaplı tatos gölü |  tanere sevgilerle.. | 
|  o sırada çinçivada eceyle hoca bizi beklemekteydi |  tatostan dönüyoruz | 
|  tatos vadisinin güzellikleri |  bir insan bir kayayla ne kadar eğlenebilir? biz yaşadık.. |  günlerce, aylarca, yıllarca bu bankta oturup ahmet abiyi bekledik |  çinçivaya dönmüş olmanın zevkiyle köprüyü yıkmaya karar verdik |  çok geçmeden altıparmak etkinliğimiz başladı |  avisordan kemerli kaçkarlara bakış |  vahşi doğasıyla dargovit |  dik, kaygan kardan iniş |  kaçkarın renkleri |  dadala buzağısı |  akşam vazgeçilmezimiz: patlamış mısır |  zirve günü geldi çattı |  kazma krampon vurduk yokuşa | 
|  güneşe giderken |  taner sumru canberk üçlüsü |  dinlenme mekanımız kayalar |  sırtın arkası dik bir inişti |  ve dik bir çıkış hemen sonra |  altıparmak zirveye bakış | 
|  ilk çıktığımız yer |  libler gölü her yıl çağırıyor ama daha gidemedik |  zirve dönüşü |  sonrasında ana zirvedeyiz |  zirve defteri yazısı |  bulut ve kaçkar dağları |  karadeniz ileriden parlıyor |  canberkle beraber iniyoruz | 
|  gün batımında altıparmaklar |  banyo günü |  sumruyu yıkarken | 
|  altıparmak hatırası |  çinçivadayız, fırtına deresinde eğleniyoruz |  ayrılık vakti | |
|
 |